Belirtisiz ad tamlamasında önadın yeri
Çok yazılıp anlatıldı ama kimi arkadaşlar belirtisiz ad tamlamalarında önadın (sıfatın) nereye konması gerektiği konusunda yanlış bir alışkanlık içindeler. Hatta bazıları bu tutumlarının doğru olduğunu savunuyor...
Kısaca belirtelim. Genel kural şudur: Belirtisiz ad tamlamalarında tamlayanla tamlanan arasına önad girmez. Sözgelimi “TTB Eski Başkanı” denmez. Çünkü “eski” sözcüğü o kişinin kurumdaki konumuyla ilgilidir. O yüzden tamlamanın başına gelir ve “Eski TTB Başkanı” diye yazılır.
Belirtisiz ad tamlamasında birinci öğe olan “tamlayan” ek almaz, yalın haldedir. İkinci öğe, “tamlanan” olarak iyelik eki (-ı, -i, -u, -ü) alır. “Belirtisiz ad tamlaması” söz öbeğinin kendisi de dilbilgisi açısından bu tanıma uyar. Çünkü bu tamlamada “ad” sözcüğü yalındır, “tamlama” sözcüğü ise iyelik eki almıştır. “Belirtisiz” önadı ise arada değil kalıbın başındadır.
Şimdi “eski” sözcüğüyle başlayan başka bir örnek üzerinden ilerleyelim ve “eski masa örtüsü” tamlamasını irdeleyelim. Burada da “eski” önadı, tamlamanın ortasında değil başındadır. Çünkü “masa eski örtüsü” denmez, “eski masa örtüsü” deriz.
“Haksızlık denilince hangi birini yazmak lazım? Mesela 9 Aralık 2025 Salı günü üçüncü duruşması yapılacak İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Tunç Soyer...”
Söylemeye gerek yok, bu ifade, “Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer...” biçiminde olmalıydı.
Kuralı bir kez daha yineleyelim:
Belirtisiz ad tamlamalarında araya sıfat girmez!
İslamcı kesim, dilimizin özleşmesine karşıdır. Onlar öz Türkçe sözcükleri “uydurma” bulur, ille de Osmanlıca yazmaya özenirler. Ama bunu başarabilecek altyapıları ve donanımları olmadığından çoğu zaman Osmanlıca lügat paralayım derken yanlış yapar, gülünç duruma düşerler.
Türkiye gazetesinin 19 Ekim 2024 tarihli sayısında yer alan aşağıdaki yazı bunun kanıtı. “Eylemli, edimli olarak” anlamında bir belirteç olan Arapça “bilfiil” sözcüğü, bu yazıda “bir fiil” halini almış. Oysa sözcüğü böyle yazarsanız “tek eylem” demiş olursunuz ki o zaman da kurduğunuz tümce büsbütün anlamsızlaşır. Bu örnekte olduğu gibi...
'Bir fiil iştirak!! (Türkiye, 19 Ekim 2024)
AKP’nin “cambaza bak” oyunu!
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile CHP’li öteki belediye başkanlarına yapılan operasyonların halk katındaki inandırıcılığı azalınca gözaltı ve tutuklamaların yönü ünlülere kaydırıldı. Çünkü dört bin sayfalık içi boş İBB İddianamesi, kamuoyunda beklenen etkiyi yaratmadı. Toplumun dikkatini artık başka konulara çekmek gerekiyordu. Bu aşamada iktidarın aklına “kullanışlı malzeme” olarak ünlüler geldi. Ne de olsa yandaş kanallarda magazin programlarından geçilmiyordu ve bu kişilerin özel yaşamları her zaman ilgi odağı idi...
Operasyonlar fırtına gibi başladı ve tanınmış oyuncular, sunucular, futbolcular, fenomenler öbek öbek toplanıp gözaltına alındılar. Sorgulamalar, itiraflar, uyuşturucu testleri, Adli Tıp süreçleri... Bildiğimiz işlemler onlara da uygulandı. “Ünlülerin ifadeleri” diye sunulan abartılı haberler günlerce düşmedi medyanın gündeminden. İnsanların özel yaşamlarına ilişkin en gizli ve ayrıntılı bilgiler, kurmaca öykülerle köpürtülerek manşetlere taşındı. Kişi hakları, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı ayaklar altına alındı...
Bu operasyonlar, görünüşte “kumar, uyuşturucu ve fuhuş ile mücadele” gerekçesiyle yapılsa da gerçek amaç başkaydı. Bir yandan laik ve çağdaş yaşam biçimi bu haberler üzerinden karalanırken öbür yandan emeklilerin ve asgari ücretlilerin içler acısı durumu konuşulmasın isteniyordu. Yoksa “varlık barışı” diyerek ya da “ucuz yurttaşlık” olanağı sağlayarak bu ülkeyi uyuşturucu ve karapara baronlarının özgürce cirit attığı bir alana kimlerin dönüştürdüğünü herkes çok iyi biliyordu. Bataklık bütün pisliğiyle ortada dururken, iktidar “cambaza bak” oyunlarıyla hedef şaşırtma peşindeydi!
Değinmeden geçmeyelim: Bazı medya organlarının bu süreçteki tutumu utanç vericidir. Uydurma “aşk ilişkileri” anlatarak sansasyon yaratmak gazetecilik değildir. İnsanların namusuyla, onuruyla oynamak ahlaksızlıktır. Ne yazık ki ülkemizde bu ahlaksızları basın dünyasının dışına atacak etkin bir kurum yoktur. RTÜK denen iktidar aparatı, haksızlığa uğrayan yurttaşların kişilik haklarını korumak bir yana, işlerini düzgün yapmaya çalışan birkaç televizyona ceza yağdırmakla meşgul!
Haksız yere gözaltına alınan, adları olmadık suçlara bulaştırılan, özel yazışmaları gazetelere çarşaf çarşaf servis edilen, kişilik hakları pervasızca çiğnenen herkes, hukuk yollarını sonuna dek kullanmalı ve bu ahlaksızlardan mutlaka hesap sormalıdır.