Hakkı Ülkü: Özgün bir siyasetçi
Geçen Salı günü 1980’lerin Aliağa Belediye Başkanı ve 22. Dönem İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü’yü yitirdik.
Çok iyi bir aile babası ve düzgün insan olmasının yanında Hakkı Ülkü, asıl siyasetteki yaptıkları ve kendisine yapılanlarla bilinmeyi fazlasıyla hak ediyor.
12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası, yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren ve öbür idamlarıyla, binlerce insana yaptığı işkenceleriyle başta üniversiteler olmak üzere bilim insanlarını üniversiteden uzaklaştırmalarıyla ve kitap yakmalarıyla… Yaşanan korku dolu kap karanlık dönemde o güzel İzmir’in iki ilçesinden Dikili ve Aliağa’dan özgürlüğün umut ışıkları yükseldi.
Bu iki ilçenin belediye başkanları Dikili’de Osman Özgüven ve Aliağa’da Hakkı Ülkü, tam bir kararlı ve özgürlükçü davranışla, sırasıyla “Demokrasi” ve “Emek ve Barış” adıyla şenlikler düzenlemeye başladılar. Bu arada belirteyim, Dikili daha çok turistik, Aliağa da Pet-kim nedeniyle emekçi ağırlıklı ilçelerdir. Yaz aylarında ve birer hafta süren şenliklere ülkenin önde gelen özgürlük savunucusu yazar, siyasetçi, bilim insanı ve sanatçıları, sendika ve meslek örgütü sözcüleri ve yurt dışından gelen solcu konuklar katılıyordu. Bu iki şenlik ülkenin özgürlükçü kesimlerine o karanlık baskı yıllarında nefes alma olanağı sağladı. Belirtmeliyim ki, her iki şenliğe de dün başlayan bu yılın 33. Adalet ve Demokrasi haftasında anacağımız 24 Ocak 1993’te Uğur Mumcu başta olmak üzere Cumhuriyet’in değerlerini yılmadan savundukları için acımasıza ve alçakça öldürülenler de etkin bir biçimde katılmaktaydı. Hakkı 2002-2007 yıllarında CHP İzmir Milletvekili olarak görev yaptı; özellikle yerel yönetimler ve İç İşleri Bakanlığı ile ilgili konularda görev bilinciyle parlayan, güvenilir kişiliğiyle dikkat çekti. Nazım Hikmet Vakfı’ndan Atatürkçü Düşünce Derneği’ne çok sayıda sivil toplum kuruluşunda bulundu. Yerel gazetelerde yazılar yazdı ve iyi bir Beşiktaşlı’ydı.
Ancak, Hakkı Ülkü benim de içinde bulunduğum 30 milletvekilinin imzaladığı, “partide ve ülkede demokrasi” istemiyle başlattığımız İktidara Yürüyüş Hareketinde yer aldı. Bu tutumu, bizler gibi onun da milletvekilliğinin sonu oldu ( bkz. benim yeni yayımlanan “Özgürlüğün İzinde” çalışmam, (Notabene, s.317-322).
Kemal Kılıçdaroğlu, kendisinin de içinde yer aldığı ve Genel Başkanlığa adaylığı sırasında büyük destek bulduğu İktidara Yürüyüş Hareketi üyelerinden biri dışında tamamını, 2010’da Genel Başkan olduğu CHP’de uygun deyimiyle siyasal kırıma uğrattı. Osmanlı’da siyaseten katl uygulaması vardır; Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanının girişinde ustalıkla betimlediği gibi, padişah kendince zararlı saydığı siyasetçiyi boğdurur. Kılıçdaroğlu da, Siyasal İslamcıların alkışlarını arkasına alarak, milletvekili yol arkadaşlarını siyaseten katletti; üstelik bunu onların kimileri için yapılan önseçim ve eğilim yoklaması sonuçlarını hiçe sayarak yaptı.
Varınız ve yoğunuzla çalışmışsanız; çoluk çocuğunuza gereken ilgiyi gösterememişseniz ya da ömrünüzü vermişseniz; başka partilere gitmeyi aklınızdan geçirmemişseniz, siyaseten yok edilmeyi kabullenmek, hele de kötülük en yakın arkadaşınız tarafından yapılmışsa, bu akıl almaz haksızlığa katlanmak gerçekten çok zordur.
Hakkı Ülkü, birçoğumuz gibi, o yıkıcı bunalımı yaşıyordu. Ancak boş durmadı yoğun sorumlulukları nedeniyle tamamlayamadığı yüksek öğrenimimi 67 yaşında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesini, havaya kep fırlatarak, üstelik 8. olarak ve büyük bir mutlulukla Temmuz 2013’te tamamladı.
Sonunda dayanamadı ve çok başarılı olduğunu düşmanlarının bile teslim ettiği yerel siyasete dönmek istedi. 2014 Yerel Seçimlerinde Aliağa Belediye başkanlığına partisi CHP’den aday oldu. Adaylığı tüm ön aşamalardan geçti, Parti Meclisi-PM ve Merkez Yürüte Kurulu-MYK tarafından onaylandı. Partinin iletişim sayfasında yayımlandı. Çok sevindik, kutlamalara başladık; en azından bir arkadaşımız kurtulmuştu. Sonrasında ne oldu biliyor musunuz? Gece yarısı Hakkı Ülkü’nün her aşaması onaylanmış Aliağa Belediye Başkanı adaylığı yok edildi; evet, yanlış okumadınız, adaylık buharlaştırıldı. Böylece Hakkı Ülkü’nün, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından, elbette yine nedeni ve nasılı açıklanmadan siyaseten “ikinci kez” önü kesildi! Hakkı Ülkü gibi dürüst, çalışkan ve demokrat siyasetçilerin uğradığı bu tür ağır haksızlıklar, aslında bu ülkede siyasetin şu sırada da yaşamakta olduğu “niteliksel çöküşünün” ya da çürümüşlüğünün de temel nedenidir. Yıllardır, niteliksiz siyasetçi nitelikliyi yaşatmıyor. Bunun çok sayıda tarihsel, toplumsal ve ekonomik nedeni sıralanabilir.Ancak, bu büyük siyasal çoraklığın, daha doğrusu siyasetin hastalıklı yapısının ana nedeni siyasetin iç işleyişinin kişiye bağlı, özellikle de “aday saptama” gibi uzak ara en önemli konusunun “genel başkanın” iki dudağı arasında olmasıdır. Yıllardır yerel ve milletvekili adaylarının partilerin, üyelik görevini yapmış tüm üyelerin katılımıyla saptanması ya da “önseçim” yapılması bir türlü siyasetin ana gündem maddesi olamıyor; “demokrasi” sözcüğünü ağızlarından düşürmeyenlerin akıllarına bile gelmiyor.
Ben törene katılamadım; aile adına oğlumuz Mustafa Önder katıldı. Hakkı Ülkü çok iyi bir aile babasıydı. Eşi Havva’ en büyük yardımcısıydı; çocukları Birsen ve Güven’i torunları Kaan ve Birce’yi ve kardeşi sendikacı Aziz’i tanıma olanağı buldum; kendilerine, tüm dostlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Hakkı ışıklar içinde olsun!