Palyaço Diktatör: İroninin ihaneti ve liberal elitin suç ortaklığı
Donald Trump, Davos’ta yine “kırdı, geçirdi” herkesi. Grönland’a doğru karda buzda el ele tutuşarak yürüdüğü Antarktika pengueniyle saçmalığın (absürt) dibine vurmaktan çekinmedi. Turuncu suratı, abartılı el hareketleri, tuhaf danslarıyla stand-up şovu tadındaki performanslarına bakarak ilk döneminden bu yana onunla alay eden Amerikan liberalleri, Maduro korsanlığı, Birleşmiş Milletler’in çöküşü ve ICE cinayetleri karşısında sus pus olmuş durumdalar.
Liberaller, son kırk yılda “Olacak O Kadar” tarzı mizahı “tu kaka” edip, "ofansif mizahı" bir entelektüel üstünlük alanı olarak kurgularken, farkında olmadan faşizmin en sevdiği kamuflajı da diktiler. Trump tweet atarak kurumları ve hakikati bir "meme" (internet şakası) haline getirmeye başlamadan önce, liberaller yıllardır "tabu yıkıyoruz" naralarıyla toplumsal haysiyetin en kritik mevzilerini boşaltıyordu. Onlar için siyaset, üzerinde zekice ironiler yapılacak bir performans sanatıydı. Oysa, bir haksızlık karşısında öfke duymak yerine ona "tweet atarak" gülmek, o haksızlığı sadece normalleştirmez, aynı zamanda onu bir seyirlik malzemeye dönüştürerek etkisizleştirir.
Bahtin’in Orta Çağ’da iktidara muhalefet etme imkanı olarak kavramsallaştırdığı karnaval kültürünü günümüze uyarladıklarını düşünen liberaller, ironi, alay ve hicvi otorite ile mücadelenin ana silahı yapabileceklerini sandılar. Oysa otorite karnavaleks eğlenceyi “eğlence siyasetine” (politainment) dönüştürmenin getireceği siyasal başarıyı çok önceden, Hitler aracılığıyla keşfetmişti. Hitler’in iktidara geldikten sonra söylediği “Bir zamanlar bana gülenler, bugün artık gülmüyorlar” sözü unutulmuştu. Akıllarda kalan ise, maalesef Chaplin’in Büyük Diktatör filminde Hitler ile nasıl da alay ettiğiydi!
Cambridge Üniversitesi Siyaset Profesörü David Runciman, Trump'ın bir "geleneksel diktatör" profilinden ziyade; övüngen, şarlatan, narsist ve kabadayı (bully) karakterlerin bir karışımı olduğunu söyler. Bu figürün Amerikan iş dünyasında yaygın olduğunu ancak siyasetin tepesinde "palyaçovari" bir yıkıcılık yarattığını savunur. Bizdeki kamudan özele, her sektördeki irili ufaklı yöneticilerin “Erdoğanlaşmalarına” ne kadar benziyor değil mi?
Gerçekte bir teslim bayrağı olan alaycılığı, bir mücadele silahı sanma aymazlığı küresel kuzey liberallerine özgü değildi. Türkiye’de de bu süreç, "eski ve hantal devletle" dalga geçme modasıyla başladı. Liberal kalemler, her sabah köşelerinde yeni rejimin "renkliliğini" ve "tabu yıkıcılığını" överken, o günün muktedirlerini (Kemalist askeri sivil vesayet!) karikatürleştirip küçümsemeyi bir tür özgürlük sanatı olarak pazarladılar. "Siyasetin dili değişiyor, sivilleşiyoruz" diyerek atılan kahkahalar, aslında yaklaşan tiranlığın ayak seslerini bastırıyordu. Diktatör adayının en sert çıkışları bile bu “kanaat önderlerince”, "stratejik bir deha" veya "akıllıca bir oyun" olarak ambalajlandı. Kahkahalar yükseldikçe, alayın, ironinin dibine vurdukça, gerçeklik zemin kaybetti.
Türkiye’de otoriterliğin en sert tuğlaları örülürken "bakın ne kadar sivil, ne kadar aykırı" diyerek 'Converse'leriyle alkış tutan “genç siviller” i hatırlıyor musunuz? Her iki coğrafyada da liberal akıl, faşizmi bir "estetik hata" veya "gülünç bir taşralılık" olarak kodladı. Türkiye’de de 2000’lerin ortasından itibaren, otoriter sağın yükselişini "eski rejimin hantallığına karşı taze ve biraz da aykırı bir soluk" olarak gören liberal bir akıl vardı. Trump’ın tweet’lerine gülmek ile bizdeki "ofansif" ve "sivilleşmeci" hareketlerin o dönemki şovlarını alkışlamak aynı kapıya çıkıyordu: Siyasetin ciddiyetini imha etmek. Oysa bu bir hata değil, diktatörün en büyük stratejisiydi: Ciddiyetin imhası yoluyla teslimiyeti yaygınlaştırmak!
Eğlenceli palyaço siyasetinin arka planını liberal gazeteciler ve fikircibaşılar oluşturdular. Hala da bıkıp usanmadan yazılarında, YouTube kanallarında, “bu ne absürtlük, yok artık, abicim bu ne şimdi” gibi duygusal tepkilerle sürdürüyorlar. Diktatörün en vahşi, en hukuksuz hamlelerini birer 'siyasal analiz' nesnesine çeviren bu isimler, ekranlarda ve köşelerinde o meşhur şaşkın ve alaycı kahkahalarını sergilemeye devam ediyorlar. Bu kahkaha, bir üstünlük illüzyonu; "Ben ondan daha akıllıyım, bu yaptıklarının ne kadar saçma olduğunu görebiliyorum" demenin bir yolu.
Trump’ın bir yalanını veya Türkiye’deki bir hukuksuzluğu "komik bir anekdot" gibi anlatanlar aslında o kötülüğü normalleştiriyorlar. İzleyicisine öfke yerine "bu ne saçmalık" hissi veren her yorumcu, faşizmin ihtiyaç duyduğu o toplumsal kayıtsızlığın harcını karıyor. Ekranlardan, köşelerden, tweetlerden şaşkın, üstenci ve alaycı kahkahalarla ironi yapan, hicveden bu figürler, diktatörlüğün taşlarını döşeyen o "estetik" sürecin iletişim ve halkla ilişkiler ofisi gibi çalışıyorlar. Trump’ın her skandalında veya Türkiye’deki otoriterleşmenin her kritik eşiğinde, kamera karşısına geçip "İnanabiliyor musunuz, gerçekten bunu mu dedi?" diye kahkahalar atan liberal yorumcu için her şey bir "içerik”ten, hatta “storytelling”den ibaret; ama o içerik ve kurulan hikaye, bizzat gerçekliği ve dolayısıyla toplumun geleceğini yutuyor. Liberal elit, kendi kalesinin duvarlarını "özgürleşiyoruz" diye yıkarken, düşmanın o duvardan içeri kıkırdayarak girmesini izliyor.
Palyaço diktatör, kendisine "gülerek" alan açan bu medya figürlerini de yanına alarak yürüyor.
Sonuçta palyaço sahneden inmedi; sadece makyajını sildi. Bugünün dünyasında faşizm artık gizli saklı gelmiyor; tam aksine, liberal elitin ona sunduğu o "eğlenceli" ve "ironik" sahnede, alkışlar eşliğinde, kahkahalarla yükseliyor.
Türkiye’deki "genç sivil" estetiği, bu ironik teslimiyetin başlangıcı olarak tarihe geçti. Eski rejimin hantallığıyla dalga geçmek adına açılan her "ofansif" parantez, aslında yeni ve çok daha karanlık bir rejimin içeri sızması için bırakılmış bir çatlak işlevi gördü. Liberal elit, diktatörün palyaço maskesini kendi elleriyle boyadı; o maskenin altındaki tiranın gerçekliğini ise ancak o maske kanla ıslandığında ve şaka yapacak kimse kalmadığında fark etti.
Şimdi sormak gerekiyor: O gün ve hala o 'aykırı' şakalara gülenlerden hangisi bugün savunulacak bir mevzi bulabiliyor? İroninin ihaneti tamamlandı; palyaço kazandı, hakikat ise bir şaka malzemesi olarak tarihin tozlu raflarına kaldırıldı.