2 dk. 42 sn. Birgun

Sandık tercihleri hayatın normal akışına ters: Kararsız mıyız?

Ülke tam anlamıyla gelir, adalet ve özgürlük yoksunu. Milyonlarca insanı etkileyen ve ne zaman biteceği belli olmayan büyük bir salgın var. Sokak burnundan soluyor. Emekli, genç, çalışan, kadın ayırt etmeksizin toplumun tüm kesimleri bu ruh halinde. Hayatından memnun olanı mumla arasanız bulamazsınız.

Yurttaş için tablo o kadar ağır ki dünyada ve Ortadoğu'da yer yerinden oynuyor, dönüp kafasını kaldırıp bakacak durumda değil. Ülkenin çok önemli bölümü sadece kendi durumu ile ilgileniyor. Bu ağır tabloya sürekli devam eden bilgi bombardımanı, her gün değişen gündem eklenince yurttaşın algısı tamamen parçalanıyor. Bu durum iktidarın bilinçli bir uygulaması. En zayıf olduğu dönemi, rıza üretemediği dönemi böyle atlatmak istiyor. Hiçbir sorunu çözme iradesi olmayan iktidar için sıkışma-pat durumu zaman kazandırdığı gibi bulunmaz bir fırsat yaratıyor. Asgari ücret, emekli zammı, sağlıkta yaşanan çöküş, adalete güvenin yerle bir olması, gençlerin umutsuzluğu, kadınların her gün şiddetle ve ölümle yüzleşmesi gibi onlarca başlık var. Ama iktidar hiçbirinin üzerine düşünmediği tüm bu sorunları azınlığa düşmesine rağmen yönetmeyi başarıyor. En azından şimdilik.

Önümüze gelen kamuoyu araştırmalarının ortak özelliği uzun süredir kararsızların oyunun değişmemesi. Kararsızlar neredeyse son bir yıldır birinci parti durumunda. Bu kadar sorun varken, insanlar hayatlarından memnun değilken ve özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle durumlarının daha da kötüleştiğine inanırken iktidar neden erimiyor, daha da önemlisi muhalefet neden güçlenemiyor?

Bu durumu kamuoyu araştırmacısı ve sosyolog Semih Turan'la konuştuk. Uzun yıllar seçmen hareketlerini gözlemleyen ve bunlar üzerinden siyasal analiz yapan Turan, yaklaşık 1,5 yıldır ufak tefek farklılıklara rağmen tablonun aynı olduğunu söyledi.

Semih Turan, “Tam bir sıkışma durumu. Kanalı açıp sıçrama yapmaya aday iki parti var: AKP ve CHP. AKP strateji adını koydukları siyaset mühendisliği hamlelerini yapmak için çalışmaya başladı. Burada kritik olan şey zamanlama” diyor. Semih Turan erken seçim için Eylül 2027 tarihinin iktidar tarafından dillendirildiğine dair bilgilerin kulağına geldiğini söyledi: “Bu yılın haziran itibariyle biriken rezervler ve dışarıdan geleceğini öngördükleri sıcak para ile özellikle geçmişte oy deposu olup da şu anda bağları zayıflayan kesimlere yönelik iyileştirmeleri hayata geçirme hazırlıkları var diye düşünüyorum. Asgari ücrette iyileştirme, emekli aylıklarına seyyanen zam, vatandaşlık maaşı ve benzeri adımları görmemiz yüksek ihtimal. Bunların sonuçlarını almak için de 1 yıllık süreyi makul görüyorlar.” Semih Turan iktidarın bu oyun planında birden fazla etken olduğunu söyleyerek muhalefetin tutumu ve yapacaklarının kilit konumda olduğuna işaret ediyor.

Muhalefetin durumunu anlamak için tekrar anketlere dönmekte fayda var. Anketlerde “Sizin sorununuzu kim çözer?” sorusuna verilen “hiçbiri” yanıtı ile parti tercihi konusunda “kararsızım” diyenlerin oranı birbirine çok yakın. Yurttaşın üçte biri "hiçbir partide derdime çare olacak bir ışık göremedim" diyor.

Bu yanıt bu kadar soruna rağmen üçte birlik kararsız yurttaş varlığını bize daha net açıklıyor. Halk kendi sorununun tespitini değil hayatını bugün değiştirmeye başlayacak, en azından umut olacak gelişme bekliyor.

Çürümeye, çözülmeye karşı ortak bir gelecek umudunu büyütmeden iktidarın karşısında mutlak bir galibiyet zor görünüyor. İktidar “boş yere uğraşmayın, ben değişmem” derken aslında değişim isteyen milyonlarca insanın talebiyle çatışma halinde. Bu durum toplumsal muhalefetin en önemli avantajı. Muhafazakarlaşmış, hiçbir vaadi kalmamış bir iktidar blokuna karşı “bu ülke değişsin” diyen milyonlar var. İşçi eylemlerinde, emeklilerde, kadınların sokaktaki varlığında bu talep net bir şekilde hissedilirken neden siyasetin yüksek duvarlarını aşamıyor? Yanıt muhafazakarlığın sadece iktidarla sınırlı olmadığında yatıyor. En geç iki yıl sonra bir seçim yapılacak. Ülke koşulları ve bu koşullardan muzdarip milyonlarca insan değişim talebine yataklık yapıyor. Ama sadece seçim anını bekleyip sandıkla her şeyin değişeceğini anlatmak yeterli heyecan yaratmıyor. İktidarın ayağının altından halıyı çekecek şey birlikte kurulacak bir gelecek için ortak mücadeleden geçiyor. Rejimi karşısına alan, o değişmeden hiçbir şeyin değişmeyeceğini söyleyen bir anlatının üzerine inşa edilen bir söylem kendi yolunu arayan yüzde 30'a ulaşabilir.

Bugün hayatlarından mutlu olmayan milyonların tutunacağı bir gelecek tahayyülü en acil ihtiyaç olarak karşımızda duruyor.




v 2.0.0.0