1 dk. 56 sn. Cumhuriyet

Prof. Aksoy ve ADD...

Bugün Prof. Dr. Muammer Aksoy’un öldürülüşünün 36. yıldönümü. Onu anarken hangi unvanını, hangi özelliğini başa almalı?

- Zürih Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni birincilikle bitirip orada kalabilecekken ülkesine dönmesini mi?

- Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ilkesini bayrak edinip, kitabını yazıp bunu hem bilimde hem eylemde hayata geçirmesini mi?

- Daha 40’lı yaşların başında 1958’de Türk Hukuk Kurumu başkanlığını, 1961’de anayasa komisyonu sözcülüğünü üstlenmesini mi?

- 1960’lı, 70’li yıllar boyunca Türkiye’nin doğal kaynaklarını kullanmasından dış politikaya, hukuk devleti ilkesinden laikliğe kadar her alanda tam bir mücadele insanı olmasını, bu uğurda hapse girmeyi göze almasını mı?

- 1977’de CHP İstanbul milletvekili olarak Meclis’e girip yurtsever düşüncelerini Avrupa Konseyi katında da dillendirmesini mi?

- 1980 12 Eylül darbesinin ardından en zor günlerde Ankara Barosu başkanlığını üstenmesini mi?

- 1980’li yıllarda ülkenin giderek karanlığa sürüklenmesi karşında 19 Mayıs 1989’da Atatürkçü Düşünce Derneği’ni (ADD) kurmasını mı?

Prof. Aksoy bütün bunların toplamı ve daha fazlasıydı.

ADD’yi kurduğu yıl Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosu haber müdürüydüm. Cumhuriyet’in ikinci sayfasına zaman zaman yazılar gönderirdi. Yazılarını zarfla gazeteye getirir, fazla oturmadan giderdi. 1989’un sonlarıydı. 70’li yaşlarını güçlü bir enerjiyle taşıyordu. Bir öğle vakti, ak saçlarıyla başı karlı bir dağ gibi Cumhuriyet’in Kızılay İnkılap Sokak’taki bürosundan içeri girdi. Hızla bana doğru yöneldi, yazısını verdi. “Yazı günceldir” dediğini anımsıyorum. Ciddiyetini koruyan bir gülümsemeyle vedalaşıp gitti.

Prof. Aksoy o günlerde çok ama çok “tehlikeli” bir iş yapmıştı. Atatürk’le düşünceyi birleştirmiş, Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurmuştu. Amacı adı üstünde, “Atatürkçü düşünceyi” güçlendirmek, yaymak, her kesime ulaştırmaktı. İlk aşamada dört şube açıldı.

Prof. Aksoy’u, sekiz ay önce kurduğu ADD’deki toplantıdan çıkıp akşam saatlerinde evine girerken 31 Ocak 1990’da öldürdüler. Cenaze töreninde fotoğrafını Uğur Mumcu taşıdı.

Öldürdüler ama yenemediler. Derneğin şube sayısı Prof. Aksoy’un toprağı kurumadan on kat arttı.

1990’lı yıllarda öldürülen aydınların ortak bir özelliği de ADD üyesi olmasıdır. Prof. Ahmet Taner Kışlalı 21 Ekim 1999’da öldürüldüğünde ADD genel başkan yardımcısıydı.

ADD, Ergenekon kumpaslarında da “terör örgütü” gibi işlem gördü. FETÖ’nün başlıca hedefleri arasındaydı.

ADD, onca saldırılardan sonra yeniden ayağa kalktı. Sevgili kardeşim Hüsnü Bozkurt’un genel başkanlığında Prof. Aksoy’un bayrağını taşımaya devam ediyor. “Yılın Atatürkçüsü” ödülleriyle önemli bir işlevi yerine getiriyor. Büyük bir toplanma yeri oluşturuyor.

Bu yılın ödülleri şöyle:

Sabahat Akkiraz (kültür-sanat), Ayşe Kulin (edebiyat), Dr. Naim Babüroğlu (eğitim-bilim), Mustafa Balbay (basın), Ahmet Güre (onur ödülü).

46. yıla girdiğimiz gazetecilikte pek çok ödül aldık.

“Yılın Atatürkçüsü” ödülünü onlarla karşılaştırmak mümkün değil. Önceki yıllarda ve bu yıl ödülü alanlar listesinin içinde olmak da ayrı bir onur.

Bu ödülü kendime şöyle takdim ettim:

“Balbay arkadaş, sana ‘Yapman gereken çok şey var’, diyorlar. Hani sen kalem deyince ‘kale-m’ diye yazıyordun ya... Kalemine kuvvet!”

Ödül töreni bugün saat 18.00’de Ankara Çankaya’da, ADD’nin Uğur Mumcu’nun sokağındaki genel merkezinde.

Gelebilenlerle yüz yüze, gelemeyenlerle gönül gönüle oluruz!




v 2.0.0.0