2 dk. 49 sn. Birgun

Memleketin aydını, yurtseveri, devrimcisi bitmez

SOL Parti'nin İstanbul Küçükçekmece'de astığı pankart; gerici müdahale, ardından başlayan kışkırtma ve sonrasında yaşanan gözaltı ile ev hapsi süreci, AKP rejiminin Türkiye için belirlediği istikameti göstermesi açısından oldukça öğretici yanlar taşıyor.

Türkiye; devrimci, demokratik ve laik bir cumhuriyet talebinin gözaltı ve davalarla sonuçlandığı bir ülke haline geldi. O yüzden hafta ortasından bu yana yaşananlar, sıradan bir durum olarak değerlendirilemez. SOL Partililere, savcılık talimatıyla “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu işlendiği gerekçesiyle mahkeme tarafından ev hapsi cezası verildi. Çok açık ki bu, yukarıdan gelen talimatla alınan bir karar.

Belli ki bu talimatı verenlerin asıl dertleri; ülkedeki her kurumun, her kanunun ve gündelik hayatın tüm detaylarının İslami kurallara göre şekillenmesi. Küçük bir azınlık, iktidarı da arkasına alarak “Şeriat istemiyoruz, laik bir ülke kuracağız” demeyi suç haline getirmek istiyor. Anadolu'nun binlerce yıllık birikimini ve Cumhuriyet değerlerini yok sayıp kendi ideolojilerini dayatmaya kalkıyorlar.

Saray Danışmanı Oktay Saral, provokatör tarikat üyesi kuryeyi “memleketin sahibini gösterdin” diye selamlamış; iktidarın beslediği tarikat ve cemaatlere “memleketin sahibi” payesini vermiş. Bu kadar kolay yani! Afganistan gibi toplumu kastlara ayırma, kız çocuklarına eğitimi yasaklama ve makyajı suç sayma sırasını bekliyorlar.

Şeriata karşı çıkıp demokratik ve laik cumhuriyet talebinde bulunmak, iktidar için o kadar tehlikeli ki bir şafak operasyonu yapmadıkları kaldı. İş, evinde bulamadıkları SOL Partililerin ailelerini karakola götürüp fiili sorguya almaya kadar vardı.

Yalova'da IŞİD’çileri takip etmeyi aklından geçirmeyenlerin, konu laiklik olunca şahin kesilmeleri kolluğun iş bilmezliği ile açıklanamaz. Bu durum; iktidarın yönelimiyle, tercihiyle ve daha da önemlisi kalıcı hale getirmek istediği korku iklimiyle doğrudan ilgili.

Dün Türkiye'de bir mahkeme; IŞİD'in Ortadoğu'yu ve Türkiye'yi nasıl kana buladığı ortadayken, ülke topraklarında cirit atan tarikatların cihat çağrıları biliniyorken, laiklik talebini suç saydı. İktidar, yasaya koyamadığını fiili olarak uygulamaya çalışıyor. Dini referanslar üzerine kurulan bir rejime ülke insanını alıştırmaya çalışıyor. Nitekim büyük patron ABD'nin Ankara Elçisi Flake, “Osmanlı modeli, hayırsever monarşi” tanımlarıyla iktidarın ağzına bir parça bal sürmüştü.

Siyasal İslam hem Ortadoğu'da hem Türkiye'de ABD'nin desteğiyle gelişti. Bölgede son 70 yılda yaşanan tüm önemli gelişmelere baktığınızda bunu net olarak görebilirsiniz. Bölgede ve ülkede son birkaç yılda yaşananlar, AKP'nin tüm “yerli-milli, anti-emperyalizm” söylemlerinin içi boş bir yalan olduğunu ortaya koydu. İktidar, ABD'nin bölge ve Türkiye politikasını harfiyen uyguluyor. ABD, kendi çıkarları için tüm Ortadoğu'yu Afganistan'da olduğu gibi cihatçılara teslim edebileceğini gösterdi.

Ülke içinde desteğini kaybeden Saray rejimi, umudunu ABD'ye bağlamış, iktidarda kalmanın yolunu arıyor. Buldukları çıkış; ülkeyi Orta Çağ karanlığına sürükleyecek koyu bir karanlık. ABD-İsrail eliyle kurulan bu tezgah ifşa oldu. Tüm afra tafranın, şımarıklığın ve tehdit dilinin arkasında ifşa olmanın tedirginliği yatıyor. Tek adam rejimi tıkandı, artık ilerleyemiyor. Çıkış yolları; dine, mezhebe ve kimliğe dayanan daha gerici bir rejim inşa etmek. O zaman düşman belli: Demokrasi, laiklik ve cumhuriyet.

Emekli, çalışan, kadın, genç... Toplumun tüm kesimleri, ülkeyi 23 yıldır kesintisiz yöneten siyasal İslamcı bir parti tarafından yoksullaştırıldı; işsiz, aşsız bırakıldı. Küçük bir azınlık zenginleşti. Camilerin altına inşa edilen dev marketlerin sahibi oldular. Artık gemileri, uçakları, fabrikaları var. Yoksulluk içinde kıvranan halka "ahireti" işaret edenler, dünyanın tüm nimetlerinden faydalanmaya devam ediyorlar. İşçiye, emekliye “sabır ve tevekkül” önerenler, 450 bin lira maaşla geçinemez haldeler. Bu yüzden de laikliğe karşılar. Eğitimden, bilimden, örgütlenmekten ve hak aramaktan ödleri kopuyor.

O yüzden SOL Partililerin Sefaköy'de astıkları pankart ve o pankartta dile getirilen talepler, ABD'nin oyununu bozacak taleplerdir. ABD ile iş birliği yaparak ülkeyi Afganistanlaştırmak isteyenlere karşı durmaktır. O yüzden Akit, Yeni Şafak, Saral ve diğerleri koro halinde saldırdı.

Memleketin sahibi olmaya gelince... Devrimciler, aydınlar ve yurtseverler memleketin tek sahibi değil kuşkusuz; ama onlar memleketi sahipsiz bırakmayanlardır. Hele ki İngilizlere diz çöküp teslim olanlara, ABD filosuna karşı koyanlara saldıranlara ve memleketin tüm önemli kaynaklarını yabancılara satanlara karşı bu memleketi asla sahipsiz bırakmazlar.

Bu karanlık, ifşa olmanın verdiği korkuyla saldırıyor, saldıracak. Unutulmamalı ki; bu toprakların aydınlanma birikimi, bir provokasyona veya bir danışmanın taltifine sığmayacak kadar köklüdür. Memleket sahipsiz değildir; memleket, ona sahip çıkanların sesindedir




v 2.0.0.0