2 dk. 11 sn. Cumhuriyet

Dünyada her şey çöktü, kendini korumak bile ne kadar mümkün?

“Önce Amerika”, “En büyük Amerika” sloganları bugün yaşadıklarımıza (Venezüella’ya baskın) ve arkasından yaşayacaklarımıza ilişkin her şeyi açıklıyordu.

Trump ikinci döneminin daha ilk yılında, bu sloganlar doğrultusunda bir serseri mayın gibi dünya üzerinde gezmeye başlamıştı. Anımsarsanız Meksika Körfezi’ni Amerika Körfezi yaptı, aslında bu sıradan bir değişiklik değildi, Güney Amerika üzerinde ilk hak iddiasıydı ve arkası gelecekti.

Grönland’ı istedi. Bu konuda da ilk adımları attı ve en güvendiği valiyi oraya özel elçi olarak atadı. Damadı Grönland’a çıkarma yaptı. 2018’deki ilk başkanlık döneminde de Danimarka’dan Grönland’ı istemiş, sert bir karşılık görünce Danimarka gezisini iptal etmişti.

Kanada’yı 52. eyaleti yapmak için baskı yaptı ve gümrük vergileriyle Kanada’ya diz çöktürmeye çalıştı.

Avrupa’ya da aslında tehditvari yaklaştı. Liberal ve muhafazakâr demokrat yönetimlerin yerine aşırı sağ partilerin gelmesi için çalışmıştı ve resmen açıklamalar yaptı.

Venezüella’dan hemen sonra, Meksika ve Küba’yı tehdit etti.

Aslında geçen ay yayımladığı Ulusal Strateji Planı’nda Latin Amerika’yı resmen arka bahçesi ilan etmişti.

1800’lerin Monroe Doktroni’ni güncelleyerek “Donroe Doktrini”ne dönüştürmüş, tıpkı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Latin Amerika’da askeri diktatörlükleri iş başına getiren döneme bu kez yeni bir vizyonla geri dönüyordu.

Bölgenin petrol ve yüksek teknoloji üretimi için gerekli tüm değerli minerallerini “Amerika’nın ihtiyacı” ilan ediyordu.

Trump tüm Batı yarım küreyi, Latin Amerika’dan Kanada ve Grönland’a kadar, yeni bakış ve ihtiyaçlarla eski usul sömürgeleştirme politikasının aslında bir benzeridir.

Bazı Amerikalı analizciler, Trump’ın ülke dışındaki imalat sektörünü ABD’ye çekemeyeceğini gördüğünü, bu sektörleri Çin ve Uzakdoğu ülkelerinden Latin Amerika’nın ucuz emeğine çekerek üretimleri ve tedarik zincirlerini kontrolü altına almayı da planladığına işaret ediyorlar ve Ulusal Güvenlik Belgesi’de “imalatı Latin Amerika’ya yakınlaştırmak” sözcüğünün de bu amaçla konduğunu belirtiyorlar.

Latin Amerika aynı zamanda Çin ve Rusya’nın ilgi alanı içindeydi; Çin, Venezüella’nın altyapısına 100 milyar dolarlık kredi ile yatırım yapmış ve karşılığında ise ödemede dolar dışlanmış, SWIFT sistemi ile para transferleri boşlanmış ve ödemeleri Venezüella petrolü olarak geri almaya başlamıştı.

Zaten Çin dahil pek çok Asya ülkesi de yeni bir alışveriş sistemi inşa ederek doların imparatorluğunun etkisini azaltma peşindeler.

“En büyük Amerika”cının bunu kabul etmesi mümkün değildi.

Hem uluslararası para sistemi giderek ABD’nin kontrolü dışına çıkarılarak dışlanıyor hem de dolar ödeme sisteminden çıkarılıyordu.

Bu doların da giderek uluslararası rezerv para olma niteliğinin yıldan yıla zayıflamasının da bir sonucuydu.

Trump dünyada keskin yeni bir dönemi başlattı.

Bu yeni dönemi gümrük savaşlarıyla açıklamak zayıf kalır. Aslında gümrük savaşları bu yeni dönemin ticari alanda güçlü bir başlangıcı olarak da kabul edebiliriz.

Dünya sistemi çökmüştür, her açıdan. Rusya’nın Ukrayna işgalini de normalleştirmektedir bu yeni dönem.

Dahası, Çin’in, kuruluşundan beri kendi toprağının bir parçası olarak gördüğü Tayvan’ı da ülkesine katmasının yolunun açıldığını belirten çok sayıda yorum var. Tayvan aynı zamanda çok özel yarı iletken çip üretiminin de parçasıdır.

Tayvan konusunda Çin- ABD ilişkilerinde küçük veya büyük bir kıyamet kopabilir.

Avrupa ABD karşısında güçsüzdür, Grönland’da bir Amerikan çıkarmasını ancak protesto edebilir. Ama ABD’nin bu işgalinin, aynı zamanda AB’ye karşı açılmış bir savaş olduğunu bilir ama kabul etmez görünür.

Bu bağlamda AB’den Çin ile yeni bir ittifakı gündeme gelebilir.

Aklımdayken belirteyim: Trump’ın Venezüella işgali, Ankara’nın Suriye’de SDG’ye karşı dayatmalarını da imkânsızlaştırma potansiyeline sahip. Şimdilik bu kadar.




v 2.0.0.0