2 dk. 12 sn. Birgun

Brüksel’den La Paz’a tarımda kuşatmaya direniş

Avrupa sokakları geçen hafta bir kez daha çiftçilerin talepleriyle doldu taştı. Çiftçilerin hedefinde öncelikle AB-Mercosur serbest ticaret anlaşması vardı. Liege havaalanı ve diğer lojistik merkezler de bu nedenle eylem alanı olmuştu. Eylemler sayesinde AB Komisyonu, imza takvimini Ocak 2026’ya erteledi. Ancak elbette bu mutlak bir kazanım anlamına gelmiyor. Brüksel’in süreci hızlandırma dayatmasını zayıflatmak önemli olsa da anlaşmanın temelinden tarımın çıkarılmaması, AB’nin bu piyasacı hattaki ısrarını gösteriyor.

ECVC’nin (La Via Campesina Avrupa Koordinasyonu) vurgusu tam burada yerli yerine oturuyor: Çiftçilerin onay için daha fazla zaman istemiyor, tarımın bu anlaşmanın dışında bırakılmasını istiyor… Aynı sebeple önümüzdeki ay çiftçileri bir kez daha sokaklarda göreceğimizi söyleyebiliriz.

Burada dikkat çekici olan, eylem alanındaki sınıfsal ayrışma olduğu. Büyük ölçekli üreticiler ve örgütleri kâr marjını koruyacak düzenlemelerle yetinebilecekken; küçük çiftçi ve köylü hareketleri için mesele varoluşsal. Onlar için temel talep; maliyetin altına satışın yasaklanması, adil gelir ve agroekolojik dönüşümü destekleyecek kamusal araçlardır. Aksi takdirde tüm risk, üreticinin omuzlarına yıkılacaktır.

Bu eylemlerin onlarca yılı aşan müzakere tarihinin şimdilik son halkası olduğunu da unutmayalım… 1990’larda DTÖ ve NAFTA ile başlayan, Seattle’dan Cancun’a uzanan o tarihsel süreçten bugüne değişmeyen gerçek; serbestleşmenin, üreticinin gelirini eriten ve kârı küresel ticaret/dağıtım bloklarına transfer eden bir mekanizma kurduğu gerçeğidir. Yani tanıklık ettiğimiz direniş, çiftçilerin serbest ticarete karşı çeyrek yüzyıllık mücadelesinin güncel bir mevzisidir.

Bolivya’da “Yeni Milei” vakası ve sosyalist kazanımların tasfiyesi

Avrupa’daki bu piyasa dayatması, okyanusun öte tarafında, Bolivya’da da karşımıza çıkıyor. Kasım başında göreve gelen Rodrigo Paz yönetiminin ABD destekli kemer sıkma programı, ülkeyi sert bir enflasyon dalgasına sürüklüyor: Dizelde %83, gıdada %100’e varan artışlardan söz ediliyor…

Bu kararın ilk etkisi doğrudan tarıma oldu. Mazot pahalanınca girdi maliyeti, taşıma pahalanınca gıda fiyatları uçtu. Devletin sübvansiyonları kesmesi, gıda güvenliği riskini doğrudan köylünün ve tüketicinin üzerine yıktı. Nitekim kır emekçileri sendikası, hükümetin kemer sıkma önlemlerini kaldırmaması halinde, Pazartesi gününden itibaren kırlardan kentlere kitlesel yürüyüşler düzenleyeceğini duyurdu.

lbette tepkiler kır emekçileri ile sınırlı değil. Maden emekçileri de yollara döküldü. Sendikalar birbiri ardına süresiz genel greve gideceklerini duyuruyorlar. Bölgedeki yorumcuların deyimiyle Bolivya, emperyalist yağmaya açılan "yeni bir Milei vakası" ile karşı karşıya.

Burada kritik bir başka nokta, bu saldırının ideolojik boyutu. Bolivya Anayasası’nda devletin iktisadi hedefleri arasında gıda egemenliği hedefini sayıyor. Yani gıdada bağımsızlık kırsal sosyalist tabana dayanan birkimlerin en önemli özelliklerinden biri.

Aynı dönemde eski devlet başkanı Luis Arce’nin yolsuzluk soruşturması kapsamında gözaltına alınması/tutuklanması, bu ekonomik yeni düzenin sosyalistlere dönük siyasal tasfiye boyutuyla birlikte ilerleyeceğini gösteriyor.

Hem Avrupa’da hem Bolivya’da olan riskin üreticiye devrinin kurumsallaşması. İki durumda da fiyat istikrarını ve geçim güvencesini kamu eliyle kurmak yerine, uyum sağlama yükü çiftçiye bırakılıyor. Brüksel’den La Paz’a uzanan bu hat bu nedenle tekil örnekler değil. Emeğin ve doğanın küresel ölçekte piyasaya teslim edildiği düzenin farklı yüzleridir. Her ikisi de gıda rejimleri tartışması içinde 3. Gıda Rejimi olarak adlandırılan yapının yansımaları...

Bu rejimin alametifarikası, devletin koruyucu kalkanlarının tasfiye edilerek kârın küresel perakende ve lojistik tekellerinde toplanması, üretim riskinin ise bütünüyle köylünün sırtına yıkılmasıdır. Gıdayı temel bir haktan ziyade finansal bir varlığa dönüştüren bu mülksüzleştirme rejiminin risk transferi mekanizmasıdır.




v 2.0.0.0