CHP raporu: Sorunun “adını” koymak
Geçen haftayı CHP’nin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na sunduğu rapor (18 Aralık) ile kapattık. 53 sayfalık rapor, esasen partinin geçtiğimiz Ağustos ayında kamuoyuyla paylaştığı "Demokrasi Paketi"nin devamı ve ayrıntılandırılmasından ibarettir.
Rapor, partinin komisyona yönelik eleştirileri (kanunla kurulmaması, geniş yetki kullanamaması, dinlemelerle yetinmesi vs.) ile başlıyor. Türkiye’nin "anayasasızlaştırılması" ve "makbul ve sıradan vatandaş hukuku olarak ikiye bölünmüş hukuk sitemi" tespitleri ile devam ediyor. Hukuk Devletinin tesisinin en önemli görev olduğu bu bölümde yer alıyor.
Rapor, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması başlığı altındaki öneriler ile sürüyor. "Toplumsal barışın inşası için" Anayasa’da düzenlenen hakların kullanılmasını engelleyen idari ve siyasi pratiklere son verilmesi için öneriler başlığında ise, TMK ve TCK’daki anti-demokratik hükümlerin temizlenmesi, "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçunda yeni düzenleme gereği (gazeteci Fatih Altaylı’ya atıfla), basın ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması, bireysel silahlanma ve madde kullanımı ve KHK’lılarla ilgili düzenleme zorunluluğu vd. talepler sıralanıyor.
Güvenlik güçlerinin sorunlarını, "Alevilerin talepleri"ni içeren (Cemevlerine ibadethane statüsü, Madımak’a müze, Alevi Bektaşi Başkanlığı’na kapatma önerisi) raporda, yargısal sorunlarda, infaz ve ceza sisteminde reform (siyasi bir operasyon olan "19 Mart davaları"nın düşürülmesi, örtülü affa karşı adil infaz rejimi), yerel yönetimde düzenlemeler (kayyumlara son verilmesi), ekonomi ve eğitimde reform önerileri (Merkez Bankası, vergi denetimi ve MASAK’ta, İhale Kanunu’nda reform vs.) ve demokrasi standartlarını yükseltmeyi amaçlayan kimi düşünceler, kamuoyuyla paylaşılıyor.
Raporun en önemli konusu hiç kuşkusuz Kürt sorunu. Bu bölüm raporda sadece 4 sayfada ele alınmış. Sorunun "adı"nı koyamayan bir Komisyon gerçeğine, AKP ve MHP’nin "terör sorunu" mührü vurduğu da gözönüne alındığında CHP’nin "ürkekliği"ni anlamak mümkün. Ancak parti, Türkiye’de bir Kürt sorununun varlığını kabul etmektedir.
Raporun 17-21 sayfaları arasında değerlendirilen konu hakkında parti, "sorunun güvenlik ve terörle mücadele politikaları ile çözülemediği"nin altını çizmektedir. Sorun, "gerçek bir demokrasinin inşası"dır.
Önerileri ise özetle şunlar: Geçmişteki travmaları hatırlatan resmi mekan (cadde, bulvar, meydan, sokak, park, resmi kurum) adlarının değiştirilmesi için bir Komisyon kurulması, yerleşim yerlerinin eski adlarıyla yeni adlarının beraber kullanılması, Dersim arşivlerinin açılması, Nevruz’un resmi tatil ilanı, Diyarbakır Cezaevi’nin insan hakları ve demokrasi müzesi yapılması, koruculuğun kaldırılması, köye dönüşün sağlanması, mayınlı arazilerin temizlenmesi ve faili meçhullerde zamanaşımının kaldırılması. Bunları yerel demokrasi ve belediyelerle ilgili öneriler izliyor.
CHP raporunda, sorunun en önemli halkası olan anadilde eğitim ile ilgili herhangi bir öneride bulunulmamıştır. "Dil yasaklarının kaldırılması", "kamusal hizmetlere erişimde farklı dillere özgürlük" ile yetinilmiştir. Bu, partinin konuya dair görüşünün henüz netleşmediği şeklinde yorumlanabilir; "anadilin öğrenilmesi" yetinilen eski tezin (SHP’nin 1989 raporu) hâlâ savunulmakta olduğu da düşünülebilir.
Her ne olursa olsun -belirttiğimiz eksikliğe rağmen- CHP raporu, Kürt sorunun "adını koyarak" son derece isabetli bir iş yapmıştır. Kürt sorunu mutlaka -ve bu defa- çözülmelidir. Anadilde eğitim, hiçbir ülkeyi bölmez, tam tersine birleştirir. Bir ülkenin içinde yaşayan ve dili farklı olan tüm halkları (ya da bireyleri) o ülkenin -yönetimine ve tüm halklarına- daha sıkı bağlarla bağlar. Tarihsel deneyim de (Avrupa’da pek çok ülke, eski Sovyetler Birliği) bu yöndedir.