Emekliler üzerinden algı operasyonu yürüten kim?
Misal; kirasını ödeyebildiğim, başımı sokabileceğim bir evim var. Pazara, markete gidip korkmadan çantamı, filemi dolduruyorum. Ekmek, süt, yumurta, un, şeker, yağ, pirinç gibi temel gıda maddelerini kolaylıkla satın alabiliyorum, düzenli olarak et, balık tüketebiliyorum. Arkadaşlarımla buluşabiliyor, çay kahve içip sosyalleşebiliyorum. Sinemaya, tiyatroya gidebiliyor, spor yapabiliyorum. İhtiyacım olduğunda hızlıca hekime ulaşabiliyor ve kolayca sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyorum. Bu yıl sağlığıma iyi geleceğini düşündüğüm için kaplıcaya gitmeye karar verdim. Emekliyim. Tek başıma yaşıyorum. Maaşımla geçinebiliyorum. Kimseye muhtaç değilim. Kendime yetemediğim bir durumda ise yıllarca çalışıp emek verdiğim devletin yanımda olacağına güveniyorum. Ama ben yine de bütün bunlardan vazgeçerek Ankara Ulus’ta, günlüğü 200 ila 400 lira arasında değişen; kimi odalarında tuvalet ve banyo olmayan bir otel odasında yaşamaya karar verdim. Neden mi? Çünkü canım öyle istedi. Size böyle bir hikâye anlatmış olsaydım inanmamakla kalmaz akıl sağlığımın yerinde olup olmadığınızı sorgulardınız, değil mi? Kimse böyle bir hayatı tercih etmez.
Mine Şenocaklı, geçen hafta Oksijen Gazetesi’nde, çok önemli bir habere imza attı. Ankara Ulus’taki ucuz otelleri gezdi. Odalarında kalan emeklilerle konuştu. Çoğunun aldığı maaş, en düşük emekli aylığı olan 16 bin 881 TL. Bu yılın ocak ayında en düşük emekli maaşı 14 bin 469 TL’ydi. Temmuz 2025 zammıyla beraber 16 bin 881 TL’ye yükseltildi. Ocak 2026 itibarıyla 19 bin liranın biraz üzerine çıkacağı tahmin ediliyor. Buna karşın, TÜRK-İŞ’in Kasım 2025 verilerine göre Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 29.828 TL. İşin içine giyim, kira, ısınma, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi diğer zorunlu masraflar girdiğinde yoksulluk sınırı 97.159 TL’ye çıkıyor. Çalışan tek bir kişinin yaşam maliyeti ise 38.752 lira. Asgari ücret bunun altında, en düşük emekli maaşı onun da altında. Apaçık görülüyor, gelir belli gider belli. Şenocaklı’nın konuştuğu emekliler çıplak gerçeği anlatmış. Evleri yok. Maaşları kiraya yetmiyor. Çıkışı, ucuz otel odalarına yerleşmekte bulmuşlar. Bununla da bitmiyor. Onlarca yıl çalıştıktan sonra ve şimdi de çeşitli sağlık sorunlarıyla uğraşıyorken, günün koşullarında çalışmaya devam etmek zorundalar. Disk-Ar’ın verilerine göre; düşük emekli aylıkları sebebiyle, 2002 yılında yüzde 36,6 olan çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı Aralık 2024’te yüzde 65,7’ye yükselmiş. Demek ki ortada keyfi bir durum yok. Emekliler, hobi olarak değil, yaşabilmek için iş arıyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, aynı görüşte değil. Son günlerde yaşlı vatandaşlar ve emekliler üzerinden bir algı operasyonu yürütüldüğü kanaatinde. Evsizlere Konaklama Projesi kapsamında her yıl 81 il valiliğine, Aile Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri ve sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına bir genelge göndererek evsiz ve kimsesiz bir vatandaş var mıdır diye tespit edilmesini istediklerini söyleyen Bakan Göktaş, bu kişileri ücretsiz olarak kamu misafirhanelerine yerleştirdiklerini ya da onlara otel gibi konaklama imkânı sağladıklarını açıkladı. Ankara Ulus’ta otel odasında yaşayan emeklilerle de görüştüklerini ancak ikna edilebilenlerin konuk evine yerleştirildiğini belirten Göktaş, devletin bütün imkânlarına rağmen, ‘bireysel tercihlerin’ ülkede toplumsal bir kriz yaşanıyormuş gibi sunulmaya çalışıldığını söyledi. Ülkede, açlık sınırı ve altında yaşayan milyonlarca emekli var. Bakın, bu kişiler onlarca yıl çalışmış ve emeklerinin karşılığı olarak aldıkları maaşla, sefalet içinde hayatta kalmaya çalışıyor. “Yaşıyor muyuz, ölü müyüz belli değil” diyecek kadar görünmez hissediyorlar kendilerini. İhtiyaç sahiplerine destek olmak sosyal devletin gereği zaten. Ama hükümetin temel görevi, en başta bu sefalet koşullarının oluşmasını engelleyecek politikalar üretmektir. 79 yaşında bir insan inşaatta çalışırken öldü bu ülkede. Bireysel tercihi miydi o yaşta bu koşullarda çalışmak? Sadece kasım ayında 65 yaş ve üstü 11 işçi öldü. (İSİG)