Mesele sadece SDG ve Şam’dan ibaret değil
Emperyalist müdahaleciliğin alt üst ettiği Ortadoğu’nun puslu ikliminde HTŞ’nin Halep’teki Kürt mahallelerine saldırısı, Şam ile SDG arasındaki müzakerelerin tıkandığı bir dönemde geldi.
Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında ABD gözetiminde 10 Mart’ta imzalanan “mutabakat”ın uygulamasında sıkıntılar vardı.
Tüm tarafların -SDG, Şam, Ankara, Washington- bir diğerini “uymamakla suçladığı” mutabakata biçilen süre 31 Aralık itibarıyla sona erdi.
Ortada bir çerçeve anlaşma olsa da taraflar mutabakatı kendi pozisyonuna göre yorumladığından pürüzler aşılamıyordu.
8 maddelik mutabakatın en önemli maddesi SDG-Kürtlerin “yeni Suriye” rejimine entegrasyonuna ilişkindi. Petrol paylaşımı, sınır kapılarının kontrolü, anayasal hakların tanınması gibi zorlu meseleler bir çerçeveye alınsa da ucu açık konular.
SDG’nin yani Kürtlerin mutabakattan anladığı kendi varlıkları ve statüleriyle ile merkezi yapıya entegre olmak. Şam’daki HTŞ rejimi ise SDG’nin statüsüz entegrasyonu peşinde.
Halep’e yönelik saldırıdan iki gün önce, 4 Ocak Pazar günü, SDG lideri Mazlum Abdi, Şam’da Colani yönetimi ile bir araya gelse de “mutabakat”taki düğüm yine çözülemedi. Çünkü mesele sadece Kürtlerle-Şam’dan ibaret değil.
8 Aralık 2024’te Colani liderliğindeki cihatçıların ülkeyi ele geçirmesinin ardından Suriye siyasal, toplumsal ve idari olarak yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor.
Haliyle ortada sancılı bir süreç var. Yeni Suriye’nin yapılandırılmasında Kürtler kritik kavşakta olsa da süreçte ABD’den İsrail’e, Türkiye’den Körfez ülkelerine kadar pek çok aktörün dahli söz konusu.
Şam’daki SDG-HTŞ görüşmesinden bir sonuç çıkmaması hemen ardından gelen Paris’teki Şam-İsrail anlaşması HTŞ’nin saldırı planını devreye sokmasının önünü açtı.
Saldırının zamanlaması şaşırtıcı değildi. Pusuda bekleyen Colani yönetimi uzunca bir süredir bunun hesaplarını yapıyordu.
Emperyalistler açısından kullanışlı bir figür olan Ahmet Eş Şara (Colani) bu süre zarfında ABD ile ilişkileri belli bir noktaya taşıdı. İsrail-ABD’ye istediklerini altın tabakta sunma karşılığında kendisine siyasi kredi sağlıyordu.
24 Eylül: Şara (Colani), 24 Eylül’de New York'ta BM Genel Kurulu'na katılarak 58 yıl sonra burada konuşma yapan ilk Suriye lideri oldu.
10 Kasım: Trump, 10 Kasım'da Colani’yi Beyaz Saray'da ağırladı. 1946'daki bağımsızlıktan bu yana ilk kez bir Suriye “devlet başkanı” Beyaz Saray’a ayak basmış oldu. Şam, IŞİD'e karşı kurulan ABD öncülüğündeki koalisyona katıldı.
19 Aralık: Trump, Suriye'ye yönelik Sezar yaptırımlarının kaldırılmasını öngören tasarıyı imzaladı.
7 Ocak: ABD arabuluculuğunda Paris'te bir araya gelen İsrail ve Suriyeli yetkililer istihbarat paylaşımı, askeri gerilimin azaltılması ve ekonomik iş birliğini de içeren bir mutabakat imzaladı.
9 Ocak: HTŞ’ye bağlı cihatçıların Halep’e saldırılarının ortasında AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa Şam’da Colani’yi ziyaret etti.
Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya her tarafa kanlı pençesini vuran ABD emperyalizmi, Hazar’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş coğrafyada bir emperyal dizayn peşinde. Bu tasarımda kendisine uyumlu rejimler, ülkeler, liderlere önemli roller biçiyor.
Bu denklemde SDG’ye de, Şam’daki HTŞ yönetimine de, Türkiye’deki tek adam rejimine de yatırım yapıyor. Birinden birini seçmekten ziyade, hepsini “Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” kazanında eritmenin peşinde.
Bunun için de ABD, HTŞ yönetimine yaptığı kadar SDG’ye de yatırım yapıyor. Colani’ye yatırımın meyvelerini toplamaya başladı. HTŞ rejimi Golan’daki işgale göz yumması, Tel Aviv ile anlaşma dahil hemen bütün önemli konularda ABD-İsrail taleplerini yerine getirdi.
Ankara ve Şam, Kürtlerin Suriye denkleminde kalıcı bir statüye kavuşmasını engellemek için ABD’nin SDG’yle rabıtasını minimuma indirgemenin hesaplarını yapıyor. SDG-Kürtler ise kalıcı bir statü için Washington’ın daha fazla desteğini yanına çekmeye çabalıyor.
Paris’teki Şam-Tel Aviv anlaşması karşılığında Washington’dan istediği sinyali alan HTŞ yönetimi, SDG’yi ülkenin ikinci büyük kenti olan Halep’ten çıkararak Fırat’ın doğusuna sürmek için harekete geçti.
Fırat nehri “de facto” bir doğal sınır konumunda. HTŞ birlikleri saldırılarını sürdürürken SDG’nin Halep'ten çıkarmak için Kürt mahallelerini topa tuttu. Amaç nüfus mühendisliği aynı zamanda. Sadece Kürt silahlı birliklerini (Asayiş) değil sivil nüfusu da olabildiğinde kentten “seyreltmek.”
Tel Aviv-Şam anlaşması Colani yönetimine önemli bir manevra alanı sağlarken saldırıları uzaktan seyreden ABD’nin Ortadoğu Şerifi Tom Barrack’ın, tarafları küstürmeden yaptığı çağrı, Washington’ın SDG ile işbirliğini Fırat’ın doğusu ile sınırlamaya hazır olduğunun işareti.
ABD, kendi kontrolünden çıkmadığı sürece bu tarz çatışmaları tarafları istediği noktaya sürüklemek için bir fırsat olarak görüyor. Barrack'ın şu sözleri, “Bu ateşkes, Suriye’nin farklı kesimlerini, topluluklarını ve komşu ülkeleri güvenlik, kapsayıcılık ve kalıcı barışa giden tek bir ortak yola yönlendirmek için hayati öneme sahip bir süreci başlatıyor” sözleri durumu özetliyor.
Halep’teki çatışmalar Suriye’yi olduğu kadar Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Birbirine paralel ilerleyen süreçlerde, sahadaki çatışmalar, gerilimler kurulan masaları derinden etkiliyor. Her iki ülkede de masalar şimdilik dağıtmayacak olsa da çatışmaların yaygınlaşması halinde süreçler kontrolden çıkabilir.