3 dk. 11 sn. Birgun

Normalleşme ile iç cephenin kardeşliği

Türkiye; bir anda ortaya çıkan, haftalarca memleketin en temel meselesiymiş gibi tartışıldıktan sonra sahneden çekilen gündemlerin ülkesi. İki hafta önce “Medyada neler oluyor, AKP adına kim konuşacak?” tartışması yaparken, geçen haftaya normalleşme, iç cephe ve anayasa tartışmaları damga vurdu.

Özgür Özel’in Manisa’da yaptığı bir konuşmanın içinde geçen “normalleşme” kelimesi, bir anda yandaş medyanın ilgisini çekti. Hürriyet’ten Abdülkadir Selvi-Ahmet Hakan ikilisine, Sabah gazetesi birinci sayfadan eşlik etti. Onları diğer yandaş medya organları takip etti. Yandaş kalemler, CHP’nin neden normalleşme sürecine mahkûm olduğunu uzun uzun yazdı. Kamuoyu yoklamaları, devam eden mahkemeler, parti içi huzursuzluklar derken; herkes bir taraftan tutarak ‘normalleşme’ tartışmasına katkı verdi.

Özgür Özel dün de AKP ve MHP tabanına seslendi. Bundan ne kadar normalleşme çağrısı çıkaracaklar, bilmiyorum. Ama sanırım CHP lideri Özel de “gerilim” etiketinin kendi üzerinden kalkmasını istiyor. CHP ve muhalefet bahsine yazının sonunda tekrar dönmek üzere, geçen hafta normalleşmeye eşlik eden diğer tartışmalara da göz atmakta fayda var.

Haydut ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırması Türkiye’de geniş yankı uyandırdı. Sosyalist yapılar durumu emperyalizmin saldırganlığı olarak değerlendirirken; Erdoğan, Bahçeli ve Fidan cephesinde olay “iç cephe” üzerinden tartışıldı. Okyanus ötesinde yaşanan emperyalist haydutluğu bir yandan Türkiye’de herkesi korku iklimine sürüklemek için kullanırken; aynı zamanda “terörsüz Türkiye” projesine bağlayarak “Bizim alternatifimiz yok” mesajı verdiler. Özellikle Erdoğan ve Fidan’ın ABD’ye ağzını açıp tek kelime etmeden “Şimdi anladınız mı neden iç cephe dediğimizi?” türünden yaklaşımları tam da bu duruşu ifade ediyor.

Bununla birlikte kamuoyunu ikna edemedikleri geniş bir gri alan bıraktılar. “Türkiye sıkı bir duruş sergilemezse ABD Ankara’ya mı girecek?” ya da “ABD’nin sözünden çıkarsak sonumuz Maduro’dan beter mi olur?” demek istediler, belli değil. Ama ABD’nin Venezuela operasyonundan, muhalefete “İktidara destek olun” sonucu çıkarmayı başardılar. Tabii yine normalleşmeyle beraber...

Sıralama belli: Önce normalleşeceğiz, hızla iç cepheyi kuracağız ve onu da yeni bir anayasayla taçlandıracağız. Pek tabii ki tüm bunların doğal sonucu olarak da Erdoğan bir daha seçilecek. İki hafta önceki gündemin farklı tarafları olarak anılan üç ismin, geçen hafta aynı noktada durmalarının, “Mesele iktidarsa gerisi teferruattır” düsturunun somut örneği olarak akıllarda kalmasında fayda var.

Cumhur İttifakı’nın normalleşme, iç cephe ve anayasa tartışmasını ara ara gündeme getirmesinin birkaç nedeni var:

Toplumsal rıza üretemeyen ve meşruiyet tartışması yaşayan iktidar bloku, bir kez daha kendini yenileme fırsatı kazanıyor. Sadece toplumun gözünde değil, muhalefet cenahı için de meşru bir iktidar haline geliyor.

En güçsüz anında oyun kurucu olma vasfı kazanıyor. Gündem kendi etrafında dönüyor.

Uluslararası düzeyde tek muhatap olarak kalmaya devam ediyor.

Muhalefeti bir kez daha hareketsiz, etkisiz ve giderek iddiasız bir noktaya çekmeyi başarıyor.

Bugünkü tartışma, aynı biçimde ve aynı başlıklarla bundan 18 ay önce de yaşanmıştı. Normalleşme, iç cephe ve anayasa tartışmaları; seçimde yenilmiş ve yorgun düşmüş iktidar blokuna dinleneceği ve güç toplayacağı bir zaman kazandırırken, muhalefeti de anlamsız bir atalete sürüklemişti.

Erdoğan’ın sonuç aldığı her projeyi bir kez daha deneme alışkanlığı var. Aynı gündemi tekrar piyasaya sürdü. Bu kez nasıl bir sonuç alacağı, her şeyden önce muhalefetin takınacağı pozisyonla ilgili olacak. Zafer, DEVA, Gelecek gibi partilerin iktidarla uzlaşı arayan tutumları artarak sürecek. DEM’in ikircikli tutumunun devam etme ihtimali çok yüksek. İYİP, esas olarak muhalefeti Kürt meselesi üzerinden sıkıştırmaya çalışacak. Burada CHP’nin durumu, iktidar blokunun bu başlıkları ne kadar gündeminde tutacağını belirleyecek.

CHP; “öteki mahalle, AKP-MHP seçmenine seslenme, herkesi kucaklama” gibi söylemlerinin dozunu artırıp bir adım öteye geçerse, Erdoğan buradan ekmek yemeye devam eder.

Toparlarsak; bugün önümüze sürülen "normalleşme", "iç cephe" ve "anayasa" paketinin ülkenin ya da toplumun dertlerine derman olma isteğiyle uzaktan yakından ilgisi yok. Karşımızda, ekonomik enkazın altında kalmış, toplumsal rızayı kaybetmiş ve yönetme kabiliyetini yitirmiş bir iktidar blokunun "hayatta kalma kiti" duruyor.

Erdoğan, sıkıştığı her dönemde olduğu gibi yine bildiği en iyi yönteme başvuruyor: Gündemi belirle, rakibi kendi sahana çek ve onların bir arada durmasını engelleyecek bir oyun alanı inşa et. Bu başlıklar, yoksulluğun, adaletsizliğin ve baskı rejiminin üzerini örtecek bir şaldan başka bir şey değil. Bu nedenle bu tartışmaya ortak olmak, arasına burasına katkıda bulunmak muhalefet için siyasi bir intihardan başka bir şey değil.

Unutmamak gerekir ki; ormanda artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Aslanın pençesi sökülmüş, filler yorgun ve en önemlisi "Tarzan zorda." Bugün iktidarın attığı her adım, aslında düştüğü kuyudan çıkmak için uzatılan bir el arayışıdır. Muhalefetin görevi bu eli tutup iktidarı kuyudan çıkarmak değil; halkın gerçek gündemini mücadelenin önüne koyarak değişimin önünü açmaktır. Aksi takdirde, Tarzan’ın tutunacağı her yeni dal, ülkenin geleceğinden çalınan yıllar olacaktır.




v 2.0.0.0